< HABERLER - Blogcu





Aşk her şeyi affeder mi?

Aşk her şeyi affeder mi? Hepimiz insanız ve ilişkilerde hata yapabiliriz. Bazı hatalar var ki, bunlar kolaylıkla affedilebilir. Bazıları ise kesinlikle affedilmemeli. Çünkü affederseniz, ona aynı hatayı bir kez daha yapma hakkı verirsiniz.

İşte affedilebilecek ve affedilmeyecek hatalar...

Affedilebilir hatalar

Küçük yalanlar: Henüz tanışma evresinde sizin ilginizi çekebilmek için söylediği yalanları affedebilirsiniz. Ya da ilişkiniz sırasında sizi üzmemek için başvurduğu zararsız yalanlar da affedilebilir

Öfke anındaki tepkiler: Bazı insanlar öfkelendiklerinde ağızlarından çıkanı kulakları duymaz. Bu bir kişilik özelliğidir ve kolay kolay değişemez. Onurunuzu zedelemeyecek şekilde söylenmiş sözler affedilebilir.

Randevuya gelmemek ya da gecikmek: Elinde olmayan bir sebepten dolayı (hastalık, trafik v.b) randevusuna geciken ya da gelmeyen sevgilinizi affedebilirsiniz.

Özel günleri unutmak: Özellikle erkeklerde görülen bir durum. Eğer özel günlerinizi unutmayı alışkanlık haline getirmiyorsa, onu affetmenizde sakınca yok. Ancak bir daha unutmaması konusunda mutlaka uyarıda bulunun.

Yeterince vakit ayırmamak: Zaman zaman insan kendi dışındaki sebeplerden dolayı ilişkisine vakit ayıramayabilir. Bunu sorun etmemek gerekiyor. Ancak siz hep son sırada kalıyorsanız dikkat etmelisiniz.

Sorumsuzca davranmak: İlişkilerde her iki tarafın da aynı sorumluluk bilincine sahip olması pek mümkün değil. Bu yüzden bir taraf, diğerinin açığını kapayacak. Size zarar vermediği sürece sorumsuz davranışlar affedilebilir.

Aileye, arkadaşlara düşkünlük: Bu da aşırıya kaçmamak koşuluyla affedilebilecek bir olay.

Küçük ayrılıklar: Tartışmalar bazen istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Bir taraf diğerine öyle hissetmese de "Bitti artık" diyebilir. Pireye kızıp yorgan yakmayın. Birkaç günlük ayrılık sizi kendinize getirecektir.

Kaçamak bakışlar: Zaman zaman sevgilinizi başkalarına bakarken yakalayabilirsiniz. Bu sizi sevmediği anlamına gelmez.

Meraklar ve hobiler: Her insanın yapmaktan zevk aldığı hobileri vardır. Hobisine zaman harcıyor diye sevgilinizi terk etmeye kalkmayın.

Şiddet: Size bir fiske bile vuranı asla ama asla affetmeyin. Affederseniz emin olun aynı şeyi, hem de bu kez daha şiddetlisini yapacaktır.

Aldatmak: İşte affedilmeyecek bir hata daha. Aldatmışsa, size aşkı eskisi kadar güçlü değil demektir. Affetseniz bile emin olun bir kez daha aldatılacaksınız. Aldatana kesinlikle bir şans daha vermeyin.

Büyük yalanlar: Hayatınızı etkileyebilecek yalanlardan söz ediyoruz. Örneğin evli olduğu halde "Evli değilim" demesi gibi. Bu tür bir yalanı yakaladığınızda onu hemen postalayın.

Umursamazlık: Yanınızda yokmuşsunuz gibi davranıyorsa, sizinle ilgili hiçbir şeyle ilgilenmiyorsa ondan uzak durun.

Cimrilik: İşte kötü bir özellik daha. Paraya cimri olan aşkına da cimridir. Sizinle ilk tanıştığında para saçan sevgiliniz artık öyle değilse, "Güle güle" demenin zamanı gelmiştir.

Aşağılamak: Sizi herkesin önünde küçük düşürüyorsa, onurunuzu kıracak hareketlerde bulunuyorsa, sakın affetmeyin. Affederseniz, söylediği her şeyi kabullenmiş olursunuz.

Saygısızlık: Bir ilişkide sevgi kadar saygı da önemlidir. Kişiliğinize saygı göstermeyen insanla sakın ama sakın birlikte olmayın.

Değiştirmeye çalışmak: Sizi ya olduğunuz gibi kabul etmeli ya da bu işe hiç başlamamalı. Başladıktan sonra değiştirmeye çalışıyorsa, affedilmeyecek bir hata yapmış demektir.

Kabalık: Hiç kimsenin bir başkasına kaba davranmaya hakkı yoktur. Kabalığı alışkanlık haline getirmiş kişiyi düzeltemezsiniz. Hemen ayrılın.

Alkol ve uyuşturucu: İlişki başladıktan sonra sevgilinizin alkol ya da uyuşturucu bağımlısı olduğunu fark etmişseniz bir an önce onu terk edin.

Kadın Meclisi'nden 98 kadına iş imkanı

Ferit ASLAN/DİYARBAKIR, (DHA)
DİYARBAKIR’da, Yerel Gündem 21 Kent Konseyi'ne bağlı Kadın Meclisi'nce açılan 3 ‘Kadın el emeği pazarı’ ile 98 kadının yaptıkları ürünleri satarak, aile ekonomilerine katkıda bulunmaları sağlandı. Projesi hazırlanan, ‘Şehitlik Kadın Gelişim Merkezi’nde ise kadınlara bilgisayar, ingilizce, okuma-yazma ve biçki dikiş kursu verilecek.

Diyarbakır Yerel Gündem 21 Kent Konseyi'nin Koordinatörü Necati Pirinçioğlu, kadın emeğinin değerlendirilmesi amacıyla 3 ayrı yerde, ‘Kadın el emeği pazarı’ açtıklarını belirtti. Pirinçioğlu, “Şemse Allak, Ayşenur Zarakolu parkları ve Sanat Sokağı'nda üç ayrı kadın el emeği pazarı açıldı. Burada kadınlar el emeklerini pazarlıyorlar. 3 ayrı pazardan 98 kadın yararlanıyor” dedi.

Pirinçioğlu, yine Şehitlik Mahallesi'nde alt yapısı tamamlanan, ‘Şehitlik Kadın Gelişim Merkezi’ için proje hazırlandığını ve burada kadınlara, bilgisayar, ingilizce, okuma-yazma ve biçki-dikiş eğitimi verileceğini, bu projeye belediyeler, üniversite ve bazı sivil toplum kuruluşlarının da destek vereceğini söyledi.

Erkekler neden konuşmaz?

Erkekler neden konuşmaz? Erkekler zayıf görünmekten veya incinmekten korktukları için kaçış yolu olarak kimi zaman susmayı tercih ederler. Erkeğinizin dilini çözmek için neler yapmalısınız?

Onunla bir türlü konuşamıyorsunuz. Ya kavga çıkıyor ya da sizi dinlemiyor. Durun, üzülmeye, ayrılık planları yapmaya başlamadan önce tavsiyelerimize kulak verin.

Araştırmalara göre erkekler incinmekten ve zayıf görünmekten korktukları için kaçış yolu olarak susmayı ya da umursamaz görünmeyi tercih ediyor. Peki sorunun kaynağında neler yatıyor? Sebebini bilmeniz, çözümünü bulmamıza yardımcı olur. Önereceğimiz yöntemleri siz de deneyin ve erkeğinizin dilini çözün.

Doğru kelimeleri seçin
Sevgilinize en iyi arkadaşınızla yaşadığınız tartışmayı ya da annenizin rahatsızlığını anlatmak istiyorsunuz. O ise konuya hiç bulaşmadan "Telaşlanma, zamanla düzelir" diye geçiştiriyor. Erkekler, bir kadın için dert ortağı olma yönünde fazlasıyla aciz kalıyorlar. Kadın acılarından bahsederken, erkek bırakın yorum yapmayı dinleyemiyor bile. O zaman ona içinizden geçenleri doğru kelimelerle ve eksiksiz olarak anlatın. Ancak bunu yaparken temkinli davranın. Örneğin: "Hakemin yanlış kararı yüzünden doğru düzgün uyuyamadım. Bunun nasıl bir şey olduğunu sen bilir misin?" diye söze başlarsanız, kendi deneyimlerinden bahsetme fırsatı bulur.

Ciddiyetten kaçının
Çöpü dökmesini istersiniz, o ise bu duruma nükleer atık muamelesi yapar. Tuvalet temizliği, çamaşır ve bulaşık gibi konulara ise hiç girmeyelim. O yine kabuğuna çekilirken, kadın artık dayanamayıp patlar. Ne kadar haklı olursanız olun, cümleye "hep" ya da "hiç" gibi bir sözle başlamayın. Esprili bir girişle başlamalısınız. "Hadi biraz da çöplerden bahsedelim" gibi. Çocuk, temizlik ve ev işlerinin bir kişi için fazla bir yük olduğunu belirtin. O güçlü omuzların sadece yaslanmak için var olmadıklarına inandırın onu.

Sinirlendiğinizi göstermeyin
Kadının sinirleri bozulmuştur ve artık dayanamaz hale gelir. Erkek ise soğukkanlılığını korumaya çalışır. Olan olur ve kadın ağlamaya başlar. Erkek "Ağlamanın bir faydası yok" diye bağırır. Bakar ki değişen bir şey yok, "Ağlasın, bana ne" deyip, bay buz kalıbı modunda yine sessizliğine çekilir. Sesinizi yükseltmek, tabakları duvarlara fırlatmak, kapıları çarpmak belki size ağlamaktan daha rahatlatıcı gelebilir. İyisi mi kendinizi dışarı atın ve şöyle bir dolaşıp gelin. Döndüğünüzde onun ne kadar sessiz ve çözülmeye hazır olduğunu göreceksiniz. Böyle sus pus olmasının sizde nasıl bir tesir yarattığını ona anlatın. "Sessizliğin beni fazlasıyla kırıyor. Bu durumda ne istediğini anlayamıyorum" diyebilirsiniz. Bir şey söylemeye başlarsa, "Bunu gerçekten doğru mu anladım?" diye söze başlayıp söylediği cümleyi tekrar edin.

İltifat etmiyorsa
Hangi kadın istemez ki eşinin ya da sevgilisinin ona iltifatlar etmesini. Ama erkeğinizin ruhuna yapışan o konuşmama, içine kapanma inadı sizi iltifatlardan mahrum ediyor. Bu doğal olarak sizin ruh halinizi de etkiliyor. Erkeğinizin ağzından iltifat sözcükleri duymak istiyorsanız, hareketlerinizi biraz gözden geçirin. Erkekler, aynanın karşısına geçip "Bu bana çok yakıştı. Böyle çok güzel görünüyorum" diye kendi kendisine konuşan kadınlar karşısında susmayı tercih eder. Kıyafetinizle sessizce yanından geçin. İşte o zaman cazibenize dayanamaz ve ağzından kelimeler dökülür. Mutfaktaki hünerinizle de iltifat alabilirsiniz. Örneğin ona uzun zamandır pişirmediğiniz en sevdiği yemeği yapın. Hangi erkek en sevdiği yemeği yapan kadını iltifatsız bırakır ki.

Kadınlar sözel saldırıyor

Kadınlar sözel saldırıyor Trakya Üniversitesi (TÜ) Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tolga Arıcak, erkeklerin kadınlara oranla daha saldırgan olduğunu belirtti.

Yrd. Doç. Dr. Arıcak, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren var olan saldırganlığın, bireyi, kişiler arası etkileşimi ve toplumu etkileyen önemli bir özellik olduğunu belirtti.

Saldırganlığın genel olarak “kişinin diğerine ya da kendine zarar verme amacını içeren duygu, düşünce ve davranışlar bütünü” olarak tanımlandığını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Arıcak, saldırganlıkta biyolojik, bireye özgü psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisinin olduğunu kaydetti.

Yrd. Doç. Dr. Arıcak, şunları söyledi:

“Saldırganlık duygusuna birçok faktör etki eder. Saldırganlık duygusunu, fiziksel ve organik rahatsızlıklar, hormonal değişimler biyolojik olarak bireyin saldırganlığa hazır oluşunu etkiler. Bazı kadınların adet görmeden önceki birkaç günlük sürede yoğun bir kızgınlık ve sinirlilik dönemine girmeleri ya da hasta olan bireyin tahammül gücünün zayıflaması ve kızgınlık tepkileri vermesi buna örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca bireyin çocukluktan itibaren zihinsel, duygusal, sosyal ve psikoseksüel gelişimi öğrenmeleri, aldığı modeller, tecrübeleri, olaylara yüklediği anlam, beklentileri saldırganlık eğilimini ve türünü etkileyen önemli bireysel farklılıkları oluşturur.”

Saldırganlığı artırıcı yönde çevresel uyarıcıların herkeste aynı etkiye sahip olmasalar da genelde stres yaratan belli uyarıcılar bulunduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Arıcak, “Özellikle gürültü, sıcaklık, hava kirliliği fiziksel stres yaratan uyaranlardır. Gürültünün sıkıntı verici ve engellenmeye karşı hoşgörüyü azaltıcı etkisi vardır” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Arıcak, cinsiyetin saldırganlık üzerinde etkisi araştırmalarında cinsiyet genlerinin ve hormonlarının saldırganlığı etkilediğinin belirlendiğini belirterek, şunları kaydetti:

“Yapılan araştırmalarda erkeklerin kadınlara oranla saldırganlık duygusunun daha ön planda olduğu saptanmıştır. Araştırma sonuçlarının cinsiyete göre analiz edildiğinde, erkeklerin kızlara oranla daha yüksek başarma, özerklik, liderlik ve saldırganlık ihtiyacına sahip oldukları tespit edilmiştir. Aslında erkeklerin daha doğrudan, aktif ve fiziksel saldırganlığa yöneldikleri, kadınların ise dolaylı, pasif ve sözel saldırganlığı tercih ettikleri düşünülebilir. Sonuç olarak saldırganlığın cinsiyete göre farklılaşması, genetik ve hormonal temelli olmak üzere, bireyin toplumsallaşması ve öğrenmeleri sonucunda oluşmaktadır.”

Yrd. Doç. Dr. Arıcak, saldırganlığın doğuştan gelen içgüdüsel bir davranış olduğunu, ancak saldırganlığı ortaya çıkaran faktörlerin ise psikolojik ve sosyal faktörler olduğunu kaydederek, “Saldırganlık davranışı ağırlıklı olarak öğrenmelerimiz sonucunda olmaktadır. Bu açıdan saldırganlık güdüsünün spor, sanat ve entelektüel uğraşlar şeklinde kanalize edilmesi hem bireyin hem de toplumun yararına olacaktır” diye konuştu.

‘Eşiyle sorunu olan, çocuğunu dövüyor’

‘Eşiyle sorunu olan, çocuğunu dövüyor’ BAŞBAKANLIK Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürü Doç.Dr. Ayşen Gürcan, eşiyle sorun yaşayan erkeklerin ve eşi tarafından dövülen kadınların çocuklarına şiddet uyguladıklarını söyledi.

Selçuk Üniversitesi, Konya Milli Eğitim Müdürlüğü ve Hayatboyu Eğitim Gelişim Derneği (HEGEM) işbirliğiyle Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde ‘Ailede Demokrasi ve Çocukta Şiddet’ konulu sempozyum düzenlendi. Sempozyumda konuşan Doç.Dr. Gürcan, geçen yıl yaptıkları anket çalışmaları sonucunda 24 bin aileye ulaştıklarını, çalışmalarda ailedeki şiddeti incelediklerini anlattı. Eşi tarafından dövülen kadınların ya da eşiyle sorun yaşayan erkeklerin çocuklarına şiddet uyguladıklarını belirten Doç.Dr. Gürcan, “Eşiyle sorun yaşayan kadınlar yüksek oranda fiziksel şiddete başvuruyor. Eşine şiddet uygulayan ve eşiyle sorun yaşayan erkekler de çocuğa şiddet uyguluyor. Böylelikle ailede çocuklar bir şeylerin faturasını ödüyor” dedi.;

ŞİDDET EĞİTİM ARACI OLARAK GÖRÜLÜYOR

Aile yapısı konusunda 2 yıldır yoğun bir şekilde araştırma yaptıklarını söyleyen Doç.Dr. Gürcan, ailenin olduğu yerde şiddetin olmaması gerektiğini, toplumun temel direğini oluşturan ailelerdeki sorunların toplumu da derinden etkilediğini vurguladı. Doç.Dr. Gürcan, 24 bin aile üzerinde yaptıkları anketten çıkan sonuçları şöyle değerlendirdi:

“Geçen yıl 24 bin aileyle yüz yüze görüşerek bir anket yaptık. Anne ve babaya ‘Çocuğunuza nasıl bir ceza uyguluyorsunuz ve cezanın nedeni nedir?’ sorusunu yönelttik. Anne ve baba çocuğuna birincisi büyüklerine saygısızlık, ikincisi yalan söylemesi, üçüncüsü de eğitimini ihmal ettiği için azarlama, televizyon izlettirmeme ya da döverek ceza verdiğini söyledi. Bu da bize şiddetin bazen eğitim aracı olarak kullanıldığını gösteriyor. Eşiyle sorun yaşayan kadınlar, öfkelerini çocuklarına şiddet uygulayarak çıkarıyor. Erkekler de evde eşiyle ya da kayınpederi ile sorunlu ise, yine öfkesini çocuktan alıyor. Çocuklarımız ailede bir şeylerin faturasını ödüyor. Buna karşı ciddi önlemler almamız ve hayata geçirmemiz gerekir.”

HER 2 AİLEDEN BİRİNDE ŞİDDET VAR
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitimde Psikolojik Hizmetler Anabilim Dalı Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Binnur Yeşilyaprak, her 2 aileden birinde sözel yada fiziksel şiddetin yaşandığını belirtti. Prof. Dr. Yeşilyaprak, azarlama, onurunu kırma gibi duygusal şiddetin yanında fiziksel şiddet dediğimiz dövmenin ailelerde görüldüğünü söyledi. Şiddetin görüldüğü evde büyüyen çocukların ileriki yaşlarda da sorunlar yaşadığını, çevresine uyum sağlamakta zorlandığını belirten Prof.Dr. Yeşilyaprak, “Çocuklar, söylenenden değil, yaptıklarımızdan etkilenir. Şiddet uygulamaktansa, çocuğun yanlışını görüp uyarmak daha iyi sonuçlar verecektir. Unutmayalım ki şiddet şiddeti doğurur

« Önceki ::